Kapat !
Netten hayat

ADS

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Yurtdışından İnternetten Alışveriş Nasıl Yapılır?

İnternet gelişen teknoloji ile birlikte kimileri için iş yeri, kimleri için sağlık merkezi, kimileri içinde alışveriş merkezleri haline gelmiştir.Çünkü aradığınız herşeyi bulabileceğiniz bir ortam haline gelmiş durumda.Oturduğunuz yerden bütün işlerinizi veya ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz tek ortam internet ortamıdır.

İşte milyonlarca insanın yutdışındaki internet sitelerinden alış veriş yaparken dikkat ettikleri konular ve yapması gerekenler…

http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQePalujabSdXQ1OEUMg_Kjeh7NJKxbFXqbfs06Xv_NkOwuHA8&t=1&usg=__zZG16B-79E62z86lBmzr44KNGVw=

İşte Dikkat Edilmesi ve Yapılması Gerekenler

1. Satın almadan önce mutlaka tasarımcının ismini ve satın almak istediğiniz ürünü mutlaka internette aratın. Bu yöntem alacağınız parçayı yalnız daha ucuz fiyata bulabilmek için değil, ürünün gerçek rengini anlayabilmek açısından da faydalı. Bazen siteler ürünleri çekerken hoş durması için renkli fonlar kullanıyorlar ve ışığın etkisi ürünü farklı gösterebiliyor. Ürünü ne kadar farklı adreste aratırsanız, değişik açı ve ışık altında çekilmiş fotoğrafları görerek ürünün gerçek renk tonunu almanız kolaylaşıyor.

2. Eby.com‘dan açık artırma yolu ile alışveriş etmek çok popüler. Satıcı ürünü için bir başlangıç fiyatı belirliyor ve açık artırmanın bitmesine saniyeler kala en yüksek fiyatı ödeyen ürüne sahip oluyor. Önerdiğiniz fiyat aşıldığında sizi uyararak, sizin için açık artırma işini devralan bir yazılım programı var. auctionstealer.com sitesine tıklayın. Eğer beğendiğiniz ürünün açık artırma başlangıç fiyatı çok yüksekse ve ürün henüz teklif almamışsa satıcya e-posta göndererek aklınızdaki fiyatı önerin. Gerçek olduğu iddia edilen bir çantayı mağaza fiyatının yarısında görüp kanmayın. İkinci el ürünlerde orjinallik açısından şansınız daha fazla olabilir. Yeni ürünlerde sahte ihtimali daha çok.

3. Farklı zevkler ve spesifik ihtiyaçlara yönelen alışveriş sitelerini takibe alın. Örneğin yaz modası için clickini.com, couture vintage kıyafetler için shop.vintageacademe.com, yün yapımı hakkında bilgi için woolandthegang.com‘a tıklayın. Ünlü tasarımcıların geçen sezondan kalma bir ürününü arıyorsanız theoutnet.com‘da bulma şansınız olabilir.

4.
Avrupa’dan alışveriş yapmak istiyorsanız mytheresa.com, luisaviaroma.com gibi siteler doğru adres olabilir. Amerika’dan alışverişi tercih ediyorsanız onun da kolayı var. myus.com, amerikandaniste.com siteleri bu konuda başarılı siteler. Üyesi oluyorsunuz, güvenilir kargo şirketleri aracılığıyla ürününüzü Amerika’daki adresinizden aldırıp Türkiye’ye yollatıyorlar.

5. nordstrom.com, barneys.com, bloomingdales.com, colette.fr, brownsfashion.com gibi hem mağaza hem de internetten alışveriş siteleri bulunan ünlü butik ve zincir mağazaların sitelerine düzenli olarak göz atabilirsiniz. Mağazalarda göremediğiniz şeyleri böylece internetten de sipariş verebilirsiniz.

6. Alışveriş sitelerinin uluslararası gönderim kampanyalarını takip edin. Böylece abartılı fiyatlara alışveriş yapmamış olursunuz.

kaynak:mynet

TwitterTwitter Takip

Savaşlar Sonucunda İnsanlarda Meydana Gelen Olumsuzluklar

Savaşların İnsanlar Üzerindeki Etkileri

Savaş nefretin dolaysız dışavurumudur. Kullandığı teknoloji ne olursa olsun hangi kriterlere göre değerlendirilse değerlendirilsin doğası gereği yıkıcıdır. Bu yıkıcılık savaşın bizzat başladığı andan çok önce başlar ve savaşın bitiminden çok sonraya kadar biyolojik psikolojik ekolojik yıkımlar olarak kendini yaşamın her alanında gösterir.
Savaşın öznesi insandır. Nesnesi ise tanımlanabilen her şeydir. Herkese tehdit altında olduğunu hissettiren ilk duygu ölümdür.Düşüncenin ilk oluşumundan bu yana insanlar bu ölüm duygusundan kurtulmak için değişik korunma yömtemleri geliştirdiler.ilerlemenin temel amacı bu ölüm duygusunu ortadan kaldırmaktır diyebiliriz. Postmodern düşünürlerden J.Baudrillard „Mutlak korunma öldürücüdür.“der. Kişinin her türlü insan ve nesneyle olan ilişkisi iktidar temelli olduğundan; savaş, iktidarı elde etmenin ve onu elde tutmanın en etkin yöntemidir.

Savaş,savaşa katılan gruplar tarafından „hak“ nosyonu etrafında değerlendirilir. Politik tanısı ne olursa olsun reçetesi savaş olarak belirlenen iktidar hastalığında, hastalığı tedavi edecek ilacın bileşiminde sadece „hak“ vardır. Hak temelinde gelişen bu politik süreç kendi tarafını ve karşıtını yaratmak zorundadır. Simmel „Olumsuzlama dünyanın en basit şeyidir. Bu yüzden bir hedefte anlaşamayan kişiler, büyük kitleler olarak burada buluşurlar.“ diyor. J. Baudrilard ekliyor „kitleleri olumlu görüş ya da eleştirel niyetleri doğrultusunda kışkırtmak gereksizdir; çünkü kitlelerin böyle görüş ya da niyetleri yoktur: Ayrışmamış bir güçleri vardır yanlızca, bir reddetme güçleri. Yanlızca dışladıklarıyla, yadsıdıklarıyla güçlüdürler.“ Bir kez ölüm tehdidi altında bulunan insanlar politik ve tarihsel olarak artık iktidarın kendini meşrulaştırma ve koruma araçlarına dönüşürler.

Savaş Sonucunda İnsannlardaki Psikolojik Değişim

Bu çalışmamızdaki amacımız, savaş ve savaşın oluşum süreçlerinin bir analizi ve değerlendirmesi değil; savaş anında, öncesinde ve sonrasında savaşa katılanların, savaştan direkt veya dolaylı etkilenlerin ruhsal durumlarında oluşan veya oluşma ihtimali bulunan bir takım rahatsızlıkların kısa bir değerlendirmesini yapmaktır. Ruh sağlığında Amerikan Psikiyatri Birliği DSM IV te insanın ruhsağlığı „Gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kendisinin veya başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayını yaşaması, böyle bir olaya tanık olması ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelinmesi“ ve „kişinin tepkilerinin korku, çaresizlik ya da dehşete düşme olası durumlarda bozulabilmektedir.“ denmektedir. İşte bu tür travmatik oluşumların en büyük sebebi savaş vb şiddet olaylarıdır.

Travma organizmada değişime yol açan fiziksel ve/veya psikolojik şiddetir. Travmanın psikolojik-psikiyatrik belirtileri uygulanan şiddeten bağımsız olarak ortaya çıkabilir. Çeşitli travmalarda fiziksel belirtilerin kaybolmasına rağmen psikolojik-psikiyatrik belirtilerin varlıkları yıllarca hatta yaşam boyu sürebilmektedir.travmanın psikolojik-psikiyatrik belirtilerinin uzunca bir süre geçtikten sonra da ortaya çıkabileceği uzmanlarca belirtilmektedir.

Travma sonrası ortaya çıkan tepkiler farklı olabilmektedir: Endişe, güvensizlik, korku, çaresizlik, umutsuzluk, yaşamdan tat almamak, bellek, duygudurum, uyku bozuklukları, konsantrasyon güçlüğü, olayı yeniden yaşama, kaçınma ve donukluk belirtileri, iştahsızlık, yaygın baş ağrıları, cinsel işlev bozuklukları, alkol, ilaç, madde kullanımında artış şeklinde erken belirtiler olabilr.Ayrıca akut stres bozuklukları, posttravmatik stres (PTSB) bozuklukları, depresyon, dissosiyatif bozukluklar, uyum bozuklukları, kısa psikotik tepkiler, panik atak, kronik depresyon , paranoid bozukluk ve psikofizyolojik hastalıklar gibi durumlar da ruhsal travmalar sonrası gelişebilir.

Son 20 yılda yapılan araştırmalar travmatik olaya „tanık olmak“ veya olayı „öğrenmek“ yani ikincil travmatik stres, posttravmatik stres (PTSB) ile doğrudan ilişkilendirilmiştir. Danieli travmanın, „travmayla doğrudan karşılaşan kişiden başlayarak gittikçe büyüyen halkalar halinde, kişinin ailesi, arkadaşları ve yaşadığı toplumu“ etkilediğini söylemiştir. Solomon ve arkadaşlarının Lübnan savaşına katılmış İsrail askerlerinde, Davidson ve arkadaşlarının Vietnam’da savaşmış ABD askerleri üzerine yaptığı çalışmalarda PTSB tanısı almış askerlerin ailelerinde PTSB geliştirmeyenlere göre daha fazla çatışma ve işlev bozukluğu saptanmıştır. PTSB tanısı almış askerlerin eşlerinde, umutsuzluk düzeyi yüksek ve uyum sorunları daha fazla bulunmuştur. travmanın çocuklar üzerindeki dolaylı etkileri, Nazi soykırımından kurtulan ebeveynlerin savaş sonrası doğan çocukları üzerinde araştırılmıştır. Soykırımdan kurtulan ebeveynlerin, çocuklarıyla, bağımlı aşırı koruyucu, çocuğun bireyselleşmesini engelleyen bir ilişki kurdukları saptanmıştır. Kamboçyalı sığınmacıların çocuklarında ebeveynlerin yaşadıkları travmaların etkilerinin iki kuşak boyunca ğörüldüğü saptanmıştır.
İkincil travmatik stresin ana nedeni, kişinin travmanın birinci mağduruyla samimiyeti ve akrabalık ilişkisine bağlı olmasında değil mağdurla ne düzeyde özdeşim kurduğuna bağlıdır. Kişi travmatik olayı TV’de izlese ve travmaya uğrayanları hiç tanımasa da eğer onlarla güçlü bir özdeşim içindeyse, PTSB belirtileri geliştirebilir.

Savaş Sonrası İnsanda Oluşan Hastalıklar

Özdeşim kurma yönü her zaman mağdurdan yana olacak diye bir kural yoktur. şiddeti kullanandan yana da bir özdeşim kurulabilir. Archer ve Gartner ABD’de yaptıkları araştırmalarda şiddete madalya takılan vietnem savaşı sonrasında, kadın ve erkek siviller tarafından işlenen şiddet suçlarında (1963-1973 arasında) erkeklerde %101, kadınlarda %59 oranında bir artış olmuştur.yine aynı araştırmacıların yaptığı başka bir çalışmada I. Dünya savaşı, II. Dünya savaşı, Vietnam savaşı ve başka 11 savaştan sonra, savaşan uluslarda, savaş savaş yaşamamış uluslara göre cinayet oranlarında önemli yükselmeler olmuştur.

Savaşı yapanların sayısı, savaşı yaşayanların sayısından her zaman az olmuştur. Klinik müdahaleler ve rehabilitasyonlarla ancak kısmi olarak düzeltilme şansı olan yukarıda adını saydığımız ruhsal bozukluklar; gelişen teknolojik aletlerle yaşamımıza her yönüyle işlemektedir. Körfez savaşını naklen izlememiz, 11 Eylül saldırılarının ve son Irak savaşının her Tv. kanalında milyon kez gösterilmesi, her coğrafyanın kendi özel çatışma ve savaş koşulları, çağımızda yaşayan her insanı birer savaş mağduruna dönüştürmüştür.

Beş kişinin tek bir halatı çekmesi, her birinin kuvvetinin beşle çarpılması demektir. Ölüm için bunun tersi geçerli. Bin kişiyi öldürdüğünüzde, her birinin ölümü, tek başına ölmüş olmasından bin kez daha önemlidir (Gombrowicz ). Bu önermeyi ruhsal ölüme göre düşünürsek çağdaş insanı trajik bir varlık olarak görmemiz yanlış mı olacak?

TwitterTwitter Takip

1 Ağustos 2010 Pazar

Saç Bitlerinin Özellikleri ve Kurtulmak İçin En Etkili Çözümler

Saç Biti Nedir?

Saç bitleri saçlarda çoğalıp yaşayan, kafa derisindeki kandan beslenen küçük böceklerdir. Bitlerin büyüklüğü susam tanesi kadar olup, 6 bacakları vardır ve renkleri bronzdan grimsi beyaza kadar değişmektedir. ömürleri 30 gündür ve kafa derisinden uzakta sadece 2 gün yaşayabilirler.
Sirke , saç bitinin yumurtasına verilen isimdir. küçük beyazımsı toplu iğne başı büyüklüğünde saç tellerine yapışık duran beneklerdir. Sirkeler önce saç derisine çok yakın bir yere bırakılırlar, daha sonra saç uzadıkça saç dibinden uzaklaşırlar. Sirkeler yaklaşık 7 ila 10 gün arasında yumurtadan çıkarlar ve 7 gün içinde olgun bir bit halini alırlar.

Saç bitleri tırmanırlar, uçup zıplayamazlar ve hayvanların üzerinde yaşamazlar. Bacaklarının ucundaki kanca benzeri kıskaçları ile saça tutunurlar. Sirkeler genellikle ensedeki, kahküllerin altındaki ve kulak arkasındaki saç tellerinde bulunurlar.

Saçta Nasıl Çoğalırlar?

Saç biti baş teması ya da bazen bitlenmiş birisi ile ayni şapkanın, başlığın giyilmesi, ayni tarağın veya fırçanın kullanılması yoluyla yayılır.

Bitlerin Alametleri Nelerdir?

Belirti olmayabilir, ya da aşağıdakiler sayılabilir:

- Saçta gıdıklanma duygusu

- Bit ısırmalarından dolayı kafada kaşıntı

- Kaşınmalardan dolayı kafa derisinde yaralar oluşabilir ve kimi zaman bu yaralar iltihaplanabilir.

- Yastık üzerinde ince siyah tozlar (bit dışkısı) ya da soluk gri bit derisi görülebilir.

Saç Biti Bulursanız Ne Yapmalısınız?

Evdeki diğer kişilerde de olup olmadığını kontrol edin ve bit ilacını sadece kafasında bit olanlara uygulayın. Bit ilacını bit bulaşmış herkese ayni günde uygulayın. Bit ilacı uygulamasını 7 gün sonra tekrarlayın. yakın temasta bulunduğunuz arkadaşlarınıza ve iş arkadaşlarınıza sizde bit bulunduğunu haber verin. Bitlenmiş kişi bit ilacının ilk uygulanmasından sonra işine veya okuluna dönebilir.

Saç biti nasıl tedavi edilir?

12 aylıktan küçük bebekler için ya da hamileyseniz veya emziriyorsanız ya da hassas bir cildiniz varsa, bir doktora danışınız. Kimyasal ilaçlarla temizleme yerine elle toplama önerilebilir. Saç biti ilaçları reçetesiz olarak eczanelerden satın alınabilir. Belirtilen kullanım talimatlarına uyunuz. Kullanılan ürünlerin göze kaçmamasına dikkat ediniz;gözleri bir havlu ya da elbezi ile kapatınız ve urunu uygularken eldiven kullanınız. Kullandıktan sonra ellerinizi yıkayınız.

Önemli ve Yararlı Öneriler:

ilaç uygulamasından önce (ya da sonra) saç kremi kullanmayınız. Isı ilacı etkisiz hale getirebileceğinden, ilaç uygulamasından sonra saç kurutma makinesi kullanmayınız. ilacı uyguladıktan sonra 1-2 gün saçı yıkamayınız.

ilaçtan sonra urunun etkili olup olmadığını kontrol edin. saçı ince dişli bir tarak ile tarayıp, tarağı kağıt mendil veya bir bez ile sildikten sonra her hangi bir hareket görüp görmediğinize bakin. Bitler hala canlı ise, saç biti kullandığınız ilaca dirençli olabilir. saçı yıkayıp farklı bir bile. ime sahip başka bir ürün (eczacınıza sorunuz) ile yeniden ilaçlayın. Eğer diğer ilaç da etkisiz olursa saçın her gün kontrol edilip, bitlerin ve sirkelerin ince dişli tarak ve tırnak uçları ile toplanması geriye kalan tek seçenektir. Bu işlem çok zahmetlidir ama dikkatlice uygulanırsa, zamanla saçın bütün bitlerden ayıklanması mümkün olacaktır. işlem sırasında büyüteç kullanılması yumurta ve bitlerin daha kolay görülmesinde yardımcı olabilir.Tarakları, fırçaları, başlıkları ve yatak takımlarını kontrol ediniz. Taraklar ve fırçalar 10 dakika sureyle (50 derecenin üzerinde) deterjanlı sıcak suya yatırılabilir. Yatak takımları, giysiler ve havlular çamaşır makinesinin sıcak yıkama programında yıkanabilir ya da kurutma makinesinin sıcak programında kurutulabilir. Yıkanamayan ya da kuru temizleme yapılamayan şeyler -örn. şapkalar, en az dört gün sureyle bir plastik torbada tutulabilir. Sirkelerin toplanması şart değildir. Saç bitinin toplum içinde yayılmasını azaltmanın en iyi yolu, çocuğunuzun saçını haftada bir kontrol etmektir.

TwitterTwitter Takip

Periyodik Tablonun Tarihçesi nedir?

Periyodik Tablonun Tarihçesi

Altın, gümüş, kalay, bakır, kurşun ve cıva gibi elementler eski çağlardan beri biliniyordu. Bir elementin ilk bilimsel olarak bulunması 1649 yılında Henning Brand’ın fosforu bulmasıyla başlamıştır. Bundan sonraki 200 yıl boyunca elementler ve onları bileşikleri hakkında kimyacılar tarafından pekçok bilgi elde edilmiştir. Bununla beraber 1869 yılına kadar toplam 63 element bulunabilmiştir. 1817 yılında Johann Dobereiner benzer kimyasal özelliklere sahip olan stronsiyum, kalsiyum ve baryuma bakarak, stronsiyumun atom ağırlığının kalsiyum ve baryum atom ağırlıklarının ortasında olduğuna dikkat çekmiştir. 1829 yılında klor, brom ve iyot üçlüsünün de benzer özellikler gösterdiği bulunmuşdu. Yine benzer davranış lityum, sodyum ve potasyum için de gözleniyordu. 1829 ve 1858 yılları arasında bu konuda pek çok araştırma yapıldı.

Periyodik Cetvel Ayrıntılı Bilgi İçin Tıklayın…

Bu sırada halojenler grubu katıldı. Oksijen, kükürt, selenyum ve tellür bir grubun üyesi olarak düşünülürken azot, fosfor, arsenik, antimon ve bizmut başka bir grup içine yerleştirildiler. İlk periyodik tabloyu oluşturma şerefi Fransız bilim adamı A. E. Beguyer de Chancourtois’e düştü. De Chancourtois, silindirin çevresine 16 kütle birimleri yerleştirerek elementleri buraya oturttu. Benzer özelliklerdeki elementler bu silindir üzerinde düşey satırlarda gruba ayırmıştı. Atom ağırlıkları sekizin katı kadar olan elementlerin özellikleri benzerdi. 1864 yılında yazılan bir yazıda Newlands bunu Oktav kanunu (Law of Octaves) olarak tanımladı. Bu kanuna göre herhangi bir element tablodaki sekizinci elementle benzerlikler gösteriyordu.

Dmitri İvanoviç Mendeleev

Periyodik Tablonun Tarihsel Gelişimi

Genelde periyodik tablonun babası olarak Alman bilim adamı Lother Meyer ve Rus bilim adamı Dmitri Mendeleev kabul edilir. Her ikisi de birbirinden habersiz olarak dikkate değer benzer sonuçlar ürettiler. Mendeleev atomların artan atom ağırlıklarına göre sıralandıklarında belli özelliklerin tekrarlandığını görmüştür. Daha sonra elementleri tekrarlanan özelliklerine göre alt alta sıralayarak ilk iki periyodu yedişer, sonraki üç periyodu ise onyedişer element içeren bir periyodik sistem hazırlamıştır. Mendeleev’in hazırladığı periyodik sistemde bazı yerleri henüz keşfedilmemiş elementlerin olduğunu düşünerek boş bırakmıştır. Daha sonra bulunan skandiyum, galyum, germanyum elementleri tablodaki boşluklara yerleşmişlerdir.
1895 yılında Lord Rayleigh, kimyasal olarak inert yeni bir gazı (argon) keşfettiğini bildirdi. Bu element periyodik tabloda bilinen hiçbir yere oturtulamadı. 1898 yılında William Ramsay bu elementin klor ile potasyum arasında bir yere konulabileceğini önerdi. Helyumda aynı grubun bir üyesi olarak düşünüldü. Bu grup elementlerinin değerliklerinin sıfır olması nedeniyle sıfır grubu olarak adlandırıldı.
Mendeleev’in periyodik tablosu her ne kadar elementlerin periyodik özelliklerini gösterse de neden özelliklerin tekrarlandığı konusunda herhangi bir bilgi vermemektedir.
1911 de Ernest Rutherford atom çekirdekleri alfa parçacıklarının saçılması deneyiyle çekirdek yükünün belirlenebileceğini gösterdi. Rutherford’un gösterdiği diğer bir şey bir çekirdeğin yükünün atom ağırlığı ile orantılı olduğuydu. Yine 1911 de A. Van den Broek bir seri çalışmasıyla elementlerin atom ağırlıklarının atom üzerindeki yüke yaklaşık eşit olduğunu gösterdi. Bu yük daha sonra atom numarası olarak tanımlandı ve periyodik tablodaki elementleri yerleştirmede kullanıldı. 1913 de Henry Moseley bir grup elementin X-ışınlar tayf çizgilerin dalga boylarını ölçerek, atom numarası ile elementlerin X-ışınları dalga boylarının ilişkili olduğunu gösterdi. Bu çalışma Mendeleev, Mayer ve diğerlerinin yaptığı gibi atom ağırlıklarını temel seçmedeki yanlışlığı gösteriyordu.
Fakat neden periyodik özellikler gözleniyor sorusunun yanıtı ise Niels Bohr un elementlerdeki elektronik yapıyı incelemesiyle başlar denilebilir.
Periyodik tablodaki en son büyük değişiklik, 20. yüzyılın ortalarında Glenn Seaborg’un çalışmasıyla ortaya çıktı. 1940 da plutonyumu bulmasıyla başlayan araştırması, 94 den 102 ye kadar olan tüm uranyum ötesi elementlerin bulmasıyla sürdü. Periyodik tablodaki lantanit serisinin altına aktinitler serisini yerleştirdi. 1951 de Seaborg bu çalışmaları ile kimyada Nobel ödülünü kazandı. 106 nolu element seaborgiyum (Sg) olarak adlandırıldı

TwitterTwitter Takip

Oksijenli ve Oksijensiz Solunum Nedir -Tepkimelerin Şemaları ve Resimleri

OKSİJENLİ SOLUNUM NEDİR?

O2’li solunum, ökaryot hücrelerde mitokondrideki ETS ile, prokaryot hücrelerde ise hücre zarında, mezozomda ya da stoplazmada bulunan ETS ile gerçekleşir.Bu yüzden O2’li solunum tapan tüm hücrelerde mitokondri bulunur genellemesi yanlıştır.Aslında O2′li solunum yapan tüm hücrelerde bulunması gereken şey solunum enzimleri yani ETS elemanlarıdır.Prokaryot hücrelerde de O2‘li solunum reaksiyonları mitokondrisi olan hücrelerdeki gibidir.

Mitokondrinin Yapısı ve Özellikleri:

Mitokondrinin iç zarı içeriye doğru girinti yaparak kristaları oluşturur. Kristalar mitokondrilerinin iç yüzeylerini arttırarak birim zamanda sentezlenen ATP miktarını arttırmıştır.Çünkü çok ETS çok ATP üretimine neden olur.

Mitokondrilerin kendilerine özgü DNA,RNA ve ribozomları vardır.Bundan dolayı mitokondriler gerektiğinde bölünerek çoğalabilirler.Mitokondrinin bölünmesi Dnaı kontrolü altında gerçekleşir.
Mitokondride protein sentezi yapılır.Çünkü mitokondrinin kendşne özgü ribozomu vardır.Mitokondriler hücrein enerji santralleri olduğundan enerji ihtiyacı fazla olan hücrelerde mitokondri sayısı fazladır.Örn:Kas ve karaciğer hücreleri.

Mitokondri zarı krebs devrinde ve ETS’de kullanılacak maddelere geçirgendir. Örn: Sitoplazmadan mitokondriye: H2‘ler, O2 , piruvat, yağ asidi, amino asit Mitokondriden stoplazmya ATP,H2O, CO2 geçer.

Mitokondri İle Kloroplast Arasındaki Farklar

MİTOKONDRİ
-> Çift zarlıdır
-> ETS bulunur
-> DNA RNA ribozom ve enzimler bulunur
-> Dış zarı düz; iç zarı girintili çıkıntılıdır.
-> Protista alemi fungiler ile bitki ve hayvanlarda bulunur
-> Organik maddeler CO2 ve H2O ya parçalanır

KLOROPLAST
-> Çift zarlıdır.
-> ETS bulunur
-> DNA RNA ribozom ve enzimler bulunur
-> Dış zarı düz; iç zarı lamellidir.
-> Öglena ve bitki hücrelerinde görülür.
-> CO2 ve H2O u organik maddelere dönüştürür.

OKSİJENSİZ ( ANAEROBİK ) SOLUNUM NEDİR?

Glikozun, oksijen olmadan enzimler yardımıyla etil alkol, laktik asit gibi organik bileşiklere parçalanarak enerji elde edilmesi olayına “ oksijensiz solunum “ (fermantasyon) denir.
Glikozun çeşitli enzimler yardımıyla pirüvat (pirvik asit) ‘ a kadar parçalanmasına “ GLİKOLİZ “ denir.
Glikoliz olayının özellikleri :
· Oksijen olsun olmasın bütün hücrelerde gerçekleştirilir. Çünkü bu reaksiyonu etkileyen enzimler bütün canlılarda aynıdır.
· Prokaryot ve ökaryot hücrelerin sitoplazmasında geçer.
· Bazı ökaryot hücrelerin yeterli oksijen bulamadığı kritik durumlarda, acil ATP gereksinimini karşılar.

Glikoliz Evresi ve Özellikleri

· Bir molekül glikozun , 2 pirüvik asit + 2NADH2 ‘ ye yıkılmasıdır.
· Glikozu aktifleştirmek için 2 mol ATP harcanır.
· Glikozun aktifleşmesi olayında önce bir mol ATP’ den bir fosfat grubu glikoza bağlanır ve Glikoz fosfat oluşur.
· Glikoz fosfat bir enzim (izomeraz) yardımıyla ,fruktoz fosfata dönüşür.Bir mol ATP’den bir fosfat grubu daha alınrak difosfat oluşur.
· 6 karbonlu fruktoz difosfat parçalnarak, 3 karbonlu, 2 molekül PGAL oluşur.
PGAL’ den piruvatın oluşmasına kadar geçen evrede 4 ATP molekülü sentezlenir. Glikolizin başlangıcında glikozu aktifleştirmek için 2 ATP harcandığı için, glikolizin net enerji kazanci 2 ATP’ dir. Bu olaylarda oluşan ATP, enzim – substrat ilişkisi sonucu ortaya çıktığından buna SUBSTRAT DÜZEYİNDE FOSFORİLASYON denir.
NAD, glikoliz sırasında oluşan hidrojenleri tutarak NADH2 ‘yi oluşturur ve böylece glikolizi devam ettirir. NADH2 ise glikoliz olayından sonra hidrojenini pirüvik aside verir ve pirüvik asit, alkol veya aside dönüşür. Böylece, glikolizin devamını sağlayan NAD, tekrar hidrojen tutmak için serbest kalmış olur.
· Yeryüzünde yaşayan tüm canlılarda glikoliz olayı görülür. Nedeni tüm canlılarda glikozu, piruvata parçalayan aynı enzimler ( bir enzim – bir gen hipotezine göre aynı genlerde diyebiliriz) bulunur. Bu durumu, bazı evrimciler tek atadan gelme görüşlerine örnek olarak göstermektedirler.
Ortamda oksijen olsa da olmasa da glikoliz olayları devam eder. Ancak piruvattan sonra reaksiyonlar canlıdan canlıya farklılık gösterir.Bunun nedeni reaksiyonları etkileyen enzimlerin farklı olmasındandır.
Oksijensiz koşullarda glikoliz ile oluşan piruvat iki yönde değişikliğe uğrar :

1- ETİL ALKOL FERMENTASYONU : Piruvattan alkol oluşuyorsa buna “etil alkol fermentasyonu” denir. Alkol fermentasyonu maya hücreleri ve bazı bakterilerin kullandığı enerji elde etme yoludur.

2- LAKTİK ASİT FERMENTASYONU :
Piruvattan laktik asit oluşuyorsa buna “ laktik asit fermentasyonu “ denir. Laktik asit fermentasyonu, canlılarda kas hücrelerinin oksijensiz kalması sonucunda görülen zorunlu bir solunum şeklidir.

“ Bütün fermentasyon olaylarında piruvata kadar olan evreler aynıdır. Ancak, piruvattan sonra gelen son ürün etil alkol, asetik asit, sitrik asit ve aseton olabilir.Bunun nedeni piruvattan sonraki kademelerde farklı enzimlerin kullanılmasıdır. “

“ Fermentasyon günlük yaşantımızda da önemlidir.Çünkü, yoğurt, bira, peynir, ekmek, turşu, v.b. gibi çoğu besin maddelerinin yapımı fermentasyonla olur. “

TwitterTwitter Takip

Periyodik Cetvel Nedir - Özellikleri Nelerdir

PERİYODİK TABLO

Maddenin temel birimi atomlar. Tek bir cins atomdan oluşmuş, kimyasal tekniklerle ayrıştırılamayan ya da farklı maddelere dönüştürülemeyen saf maddelereyse “element” adı veriliyor. Dünya üzerinde bilinen elementlerin belirli bir şekilde yerleştirildiği sistem, periyodik tablo olarak adlandırılıyor.

Periyodik tabloyu kullanarak, her element hakkında belirli bilgiler elde edebiliriz. Örneğin, 1 kilogramlık bir karbon bloğunda kaç karbon atomu bulunduğunu tayin etmek için, karbon atomunun bağıl atom kütlesini kullanmamız yeterli.

http://www.fenbilgisiegitimi.yyu.edu.tr/k/prtkk/images/Periyodik%20cetvel%202_jpg.jpg

Bağıl Atom Kütlesi: Bir elementin, atom kütle birimi (atomic mass units: amu) cinsinden ortalama kütlesini belirtir. Bu rakam, sıklıkla elementin izotoplarının da ortalama kütlesini belirttiği için, ondalıklı bir sayıdır. Bir elementin bağıl atom kütlesinden atom numarasının (proton sayısının) çıkarılmasıyla, o elementin nötron sayısı bulunabilir.

Atom Numarası: Bir atomda bulunan proton sayısı, elementi tanımlar ve atom numarası olarak adlandırılır. Atomda bulunan proton sayısı aynı zamanda, elementin kimyasal karakteri hakkında da bilgi verir.

Periyodik tabloda sıklıkla karşılaşılan görünüm, yandaki gibidir. Burada, element simgesinin altında verilen “bağıl atom kütlesi”, proton ve nötron sayısının toplamına eşittir.
Element simgesinin üstünde verilen atom numarası da, proton sayısına eşit olduğuna göre, bu iki sayının farkı bize elementin nötron sayısını verir.

Örnek: Kalsiyumun (Ca) nötron sayısı:
Bağıl atom kütlesi – Atom numarası = 40-20= 20′dir.

Bu gösterim, periyodik tablonun dışında, örneğin herhangi bir anlatımda elementin adı geçerken de kullanılabilir. Bazı durumlarda, bu iki değerin yeri tam tersi şekilde (atom numarası altta, bağıl atom kütlesi üstte) de olabilir. Ek olarak, simgenin sağ tarafında, elementin + ya da – yükü de gösterilebilir.

Element Simgesi: Her elemente ait bir ya da iki harften oluşan simgelerin, uluslararası geçerliliği vardır. Element simgeleri hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Elektron Dizilimi: Uyarılmamış bir atomdaki elektronların konumlarını gösterir. Kimyabilimciler, temel fizik bilgilerine dayanarak, atomların elektron dizilimlerine göre nasıl davranabilecekleri konusunda fikir yürütebilirler. Elektron dizilimi, bir atomun kararlılık, kaynama noktası ve iletkenlik gibi özellikleri hakkında bilgi verir. Atomların son enerji düzeylerine (en dış yörüngelerine) “valans düzeyi”, burada yer alan elektronlara da “valans elektronları” adı verilir. Kimyasal tepkimelerde birinci derecede önem taşıyan elektronlar, valans elektronlarıdır.

Bir elementin periyodik tablodaki yerine bakarak, o elementin elektron dizilimi de anlaşılabilir. Aynı grupta (dikey sırada) yer alan elementlerin elektron dizilimleri büyük benzerlik gösterir ve bu nedenle de kimyasal tepkimelerde benzer şekilde davranırlar.

Yükseltgenme basamağı (sayısı): Bir elementin, bileşiklerinde alabileceği değerliklerdir. İngilizce’deki “oxidation state” kullanımına karşılık gelmektedir.

Periyodik tabloda yer alan elementler, gözterdikleri belirli ortak özelliklere göre gruplar halinde inceleniyor. Bu gruplar hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse:

1. Alkali Metaller:
Periyodik tablonun ilk grubunda (dikey sırasında) yer alan metallerdir. Fransiyum dışında hepsi, yumuşak yapıda ve parlak görünümdedir. Kolaylıkla eriyebilir ve uçucu hale geçebilirler. Bağıl atom kütleleri arttıkça, erime ve kaynama noktaları da düşüş gösterir. Diğer metallere kıyasla, özkütleleri de oldukça düşüktür. Hepsi de, tepkimelerde etkindir. En yüksek temel enerji düzeylerinde bir tek elektron taşırlar. Bu elektronu çok kolay kaybederek +1 yüklü iyonlar oluşturabildikleri için, kuvvetli indirgendirler. Isı ve elektriği çok iyi iletirler. Suyla etkileşimleri çok güçlüdür, suyla tepkime sonucunda hidrojen gazı açığa çıkarırlar.

2. Toprak Alkali Metaller:
Periyodik tablonun baştan ikinci grubunda (dikey sırasında) yer alan elementlerdir. Sıklıkla beyaz renkli olup, yumuşak ve işlenebilir yapıdadırlar. Alkali metallerden daha az tepken (tepkimelere girmeye eğilimli) karakterde olmalarının yanında, erime ve kaynama sıcaklıkları da daha düşüktür. İyonlaşma enerjileri de alkali metallerden daha yüksektir. Toprak elementleri ismi, bu gruptaki elementlerin toprakta bulunan oksitlerinin, eski kimyabilimciler tarafından ayrı birer element olarak düşünülmesinden gelir.

3. Geçiş metalleri:
Sertlikleri, yüksek yoğunlukları, iyi ısı iletkenlikleri ve yüksek erime-kaynama sıcaklıklarıyla tanınırlar. Özellikle sertlikleri nedeniyle, saf halde ya da alaşım halinde yapı malzemesi olarak kullanılırlar. Geçiş elementlerinin hepsi, elektron dizilimlerinde, en dışta her zaman d orbitalinde elektron taşırlar. Tepkimelere giren elektronlar da, d orbitalindeki elektronlardır. Geçiş metalleri sıklıkla birden fazla yükseltgenme basamağına sahiptir. Çoğu, asit çözeltilerinde hidrojenle yer değiştirecek kadar elektropozitiftir. İyonları renkli olduğu için, analizlerde kolay ayırt edilirler.

4. Lantanidler:

Geçiş metallerinin bir alt serini oluştururlar ve toprakta eser miktarda bulunmaları nedeniyle, “nadir toprak elementleri” olarak da isimlendirilirler. En önemli ortak özellikleri, elektron değişiminin yalnızca 4f orbitaline elektron katılımıyla gerçekleşmesidir. Özellikle +3 değerlikli hallerinde, birbirlerine çok benzeyen özellikler gösterirler. Kuvvetli elektropozitif olmaları nedeniyle, üretilmeleri zordur. Çoğunun iyon hallerinin karakteristik renkleri vardır.

5. Aktinidler:
Bu elementlerin en önemli ortak özelliği, elektron katılımının 5f orbitalinde gerçekleşmesidir. Geçiş metallerinin bir alt serisi konumundadırlar ve doğada çok ender bulunabilirler.

6. Transaktinidler:
Aktinidleri takip eden elementlere bu ad verilir. Uranyumdan daha büyük olan bu elementler, yalnızca nükleer reaktörlerde ya da parçacık hızlandırıcılarda elde edilebilirler. Geçiş elementlerinin bir alt bölümüdürler. Metaller ya da ametaller arasındaki yerleri, kesin olarak belirlenememiştir.

7. Ametaller:
Metal özelliği göstermeyen elementlerdir. Metaller çözeltilerde katyonları (pozitif yüklü iyonları) oluştururken, ametaller anyon (negatif yüklü iyon) oluşturma eğilimindedir. Metallerin aksine iyi iletken değillerdir ve elektronegatiflikleri çok yüksektir. Metaller ve ametaller arasında özellikler gösteren bazı yarıiletken elementler, “metaloidler” olarak da adlandırılır. Halojenler ve soygazlar da ametal doğadadır.

8. Halojenler:
Periyodik tablonun 7A grubunda bulunan, tepkimeye eğilimli ametallerdir. Bu gruptaki elementlerin hepsi elektronegatiftir. Elektron alma eğilimi en yüksek olan elementlerdir. Doğada sert olarak değil, mineraller halinde bulunurlar. Element halinde 2 atomlu moleküllerden oluşurlar. Oda koşullarında flor ve klor gaz, brom sıvı, iyotsa katı haldedir. Erime ve kaynama noktaları grupta aşağıdan yukarıya doğru azalır. Zehirli ve tehlikeli elementler olarak bilinirler.

9. Soygazlar:
Periyodik tablonun en son grubunu oluşturan, tümü tek atomlu ve renksiz gaz halinde bulunan elementlerdir. En dış yörüngeleri elektronlarla tamamen dolu olduğu için son derece kararlıdırlar ve tepkimelere eğilimleri de çok düşüktür. Bu davranışları nedeniyle de “soygaz” adını almışlardır. Atmosferde bulunurlar ve sıvı havanın damıtılmasıyla elde edilirler. İlk keşfedilen soygaz, hidrojenden sonra en hafif element olan helyumdur. Radon, çekirdeği dayanıksız olan, radyoaktif bir elementtir. Çok düşük olan erime ve kaynama noktaları, grupta yukarıdan aşağıya gidildikçe yükselir. İyonlaşma enerjileri, sıralarında en yüksek olan elementlerdir.

TwitterTwitter Takip

Müzik Nasıl Bulundu - Nasıl Yayıldı

En Büyük İcatlar

Tarih boyunca süreki insan hayatı için en önemli ve çağ atlamasını sağlayan icatlar anlatıla gelmiştir.Fakat bu icatlar anlatılırken kim tarafından icat edildiği pek aktarılmamıştır.Günümüzde de kullandığımız bir çok icatın sahibini bilmemekteyiz.Ancak buna nazaran müslüman bilim adamlarının insanlık için ortaya çıkardığı buluşlar ve icatlar daha çok göz ardı edilmiştir.İşte müslüman bilim adamları tarafından insanlığa sunulan en büyük icatlardan birisi…

Hayatımızı değiştiren Müslüman icatları

Müzik Nasıl Yayıldı?

Müslüman müzisyenlerin yaptığı müzikler, sekizinci yüzyılda yaşamış olan Frank kralı Şarlman döneminden itibaren Avrupa’yı etkilemeye ve Bağdat ve Cordoba’nın müziğiyle rekabet etmeye başladı. Ortadoğu’dan Avrupa’ya gelen birçok enstrümanın arasında lavta ve kemanın atası diyebileceğimiz rahab da bulunuyordu. Ayrıca modern müzik ölçülerinin de Arap alfabesinden doğduğu söylenmektedir.

TwitterTwitter Takip

sohbet

Template by - Abdul Munir | Daya Earth Blogger Template